Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
KIRIKKALE ' M net71
Ana Sayfa Favorilere Ekle E-Mail Ana Sayfa Yap Rss Arşiv
Profilim Arkadaşlarım

Keskin FM.Dinleyin.
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

Keskin FM. İstek Hattı.

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Arşivler
  • Arkadaşlarım

    Canlı Tv İzlemek için Tıklayın



  • Karayol trafik kazası geçirdi
    Gelincik Ayakta Alkışlandı
    Albayrak; Emeklilerin Sesini Duyuracağız
    Bodur Resmen MHP’li
    Kırıkkale Belediyesinde Görülmemiş İcra.
    Hacılar Halk'ı MHP'yi İstedi.
    Saadet Partisinin Adayı; Kemal ALBAYRAK
    M H P nin Adayı; İhsan KAYALAK
    Kırıkkale Valisi ve Belediye Başkanı Kaza Geçirdi
    Saran Yeniden Fenerbahçe de.
    Naciye Saran Lisesi Açılıyor
    Vahit ERDEM den, DTP ye Eleştiri
    Cumhuriyet Bayramı Coşku İle Kutlandı.
    Keskin-Kırıkkale yoluna inceleme
    Kırıkkalede Küpür operasyonu
    Yaz saati uygulaması bitiyor
    Başbakan Kırıkkaleye Geliyor.
    Silahlanıyoruz. !
    Efsane Albay Kırıkkale de.!
    Yeni Trafik Yasası Hazır.!
    Kırıkkale Bir Şehit Daha Verdi.
    Alperen Ocakları Şehitleri Unutmadı.
    Canlı lig ve Avrupa maçları İzleyin.
    Arılar Peteğe "ALLAH" Yazdı
    Askıda Ekmek’te Ramazan Bereketi

  • Ahmet GULER - Yorum
  • Anket
  • Astronomi
  • Aydin ER - Yorum
  • Bilim
  • Cevre
  • Din
  • Dini Music
  • Egitim
  • Ekonomi
  • Entriment
  • Futbol
  • Games
  • Haber
  • Haber Yorum
  • Kitap
  • Konut
  • Kultur ve Ve Sanat
  • Magazin
  • medya
  • Metoroloji
  • Mizah
  • Music
  • Saglik Haberleri
  • Siyaset
  • Sohbet
  • Spor
  • Tarih
  • Teknoloji
  • Turkish Daily News
  • Video Haber
  • Web Master
  • Yasam


  • Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

  • Karafakılı Köyü Web Sayfası.

  • Canlı Maç Yayını İçin Tıklayın.

  • Java-HTML Edytörü.

  • TEMA'ya Destek İçen Tıklayın

  • Yao-TUBE

  • Yemek Tarifleri

  • Telekom Bilinmeyen Numaralar

  • Online Bilardo-Batak-Tavla-Okey İiçin Tıklayın

  • Online Briç -Batak-Tavla-Okey-Poker-İhale- King için Tıklayın

  • Adres Bul

  • Web Sayfasını İstediğin Dile Çevirmek İçin Tıkla.

  • Mynet e-mail.

  • Kırıkkale Portalı Forum Sayfaları .








    Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

  • Kırıkkale Valiliği.

  • İl Milli Eğitim Müdürlüğü.

  • Kırıkkale Spor İl Müdürlüğü.

  • Kırıkkale Belediyesi

  • Kırıkkale Üniversitesi

  • İl Sağlık Müdürlüıü.

  • İl Emniyet Müdürlüğü.

  • İl Muftülüğü.

  • Kırıkkale Tarım İl Müdürlüğü.

  • Kırıkkale Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı.






  • miss5hareketli-dnya.gif picture by rahim_01 Küresel Değersizleştirme ve Gençlik Üzerindeki Etkileri.

    , 15/5/2008-Kategori Ahmet GULER - Yorum .. 0 yorumlar

    null.gif null picture by rahim_01 Ahmet GÜLER - Araştırmacı&Yazar

  • Umut Gençliğinin Müslüman Türk Gençliğine yönelik konferanslarından birini daha umutla yapmış bulunuyoruz. “Küresel Değersizleştirme ve Gençlik üzerindeki etkileri” Emperyalist devletler nasıl bir genç olmamızı istiyor? Bir madalyon gibi taşımamız gereken değerlerimizden uzaklaşarak, gayesiz, başıboş, hedefsiz bir gençlik oluşturma çabalarına karşılık ne gibi önlemler alacağız? Televizyonların, gazetelerin, kısacası medyanın da işin içerisine girdiğini düşündüğümüzde, etkilenmememiz mümkün müdür modernleşmekten! Modern devlet iddiasında bulunanların tutsak zihniyetlerini bilinçsizce taklide kalkışmak, en büyük dengesizlik değil midir?

  • Dünyanın dengelerini ellerinde tutan güçler, sistemin lordlarının çarklarına çomak sokabilecek her türlü düşünce ve coğrafyaya yönelik bir değersizleştirilme operasyonu yürütmektedir. Kişiliksiz bir nesil yetiştirmek için ellerinden geleni yapan sömürücü zihniyet, gençliği etkisi altında tutarak büyümek istiyor. Zaten gençliğini kazanan, gençliğine hükmedebilen toplumlar ancak ayakta durabiliyor.
  • Bu coğrafya “doğuyu batıya, batıyı doğuya” karşı korumuş bir coğrafyadır. Bizler tarihimiz boyunca bizi hiç ilgilendirmiyormuş gibi görünen hadiselerde bile “insanlık adına” müdahale etmişizdir. Çünkü dinimiz bunu emreder.
  • Moğol istilalarında Bağdat’ta yakılan binlerce kitapla İslam medeniyetinin çöktüğünü sananlar, daha 15 yıl geçmeden Endülüs’te dikeyleşmesine bir ilerleme kaydederek bilimleri tasfiye edenleri görünce şaşırmışlar, inişli çıkışlı olan tarihe müdahale etmenin ne olduğunu kavramışlardır. 
  •  Ümmet olarak batının kişiliksizleştirmeye kendini siper etmiş bir ümmet haline gelmemiz gerek. Müslümanlar bir olup, her defasında ümmet bilincinde olduklarını göstermeli; Filistin’e, Açe’ye, Lübnan’a ve İslam coğrafyasının diğer toplumlarına yapılan haksızlıklara karşı kayıtsız kalmamalıdır. Irakta “sünni – şii” kardeşliğiyle emperyalist devletlerinin oyunlarını bozmuş, devletlerin iç işlerine karışıp özgürlük vaat edenlere karşı birlik beraberlik içerisinde bulunmuştur bu topraklar… Nerede bir yetim, öksüz görsek acısını paylaşmalı, Ortadoğu’da inim inim inleyen mazlumların yanından ayrılmamalıyız. Gözyaşlarımızı kurutmamalıyız, dualarımızı hakkını vererek yapmalı ve umudumuzu eksiltmemeliyiz. Amerika ve İsrail gibi devletlerin hegemonyasından kurtulmalı, Kuran’ı hayatımıza düstur edinmeliyiz.“İnanıyorsanız güçlü olan sizsiniz.” diyor Rabbimiz Kuran’da. Yeter ki bizler teslim olabilelim, kayıtsız şartsız iman edebilelim.
  • Bugün bazıları maalesef Allah’tan başka ilah olmadığına inandıkları halde, iman ettikleri halde sayısız ilaha tapabiliyorlar. Paraya, siyasi gruplara makam ve mevkiye, nefislerine uyup Allah’ı hayatlarından çıkartabiliyorlar. Bu tip insanlar söyledikleri kelime-i şehadetin hakkını vermemiş insan İnanıyorsak adam gibi inanacağız, namazımızı kılacağız. Dini sorumluluklarımızı yerine getireceğiz. Bakın, okulda okuyorsunuz okulun bile kaideleri var. Belli saatlerde zil çalıyor derse giriyorsunuz, belli saatlerde zil çalıyor teneffüse çıkıyorsunuz. İslam’ın sorumlulukları olmasın mı? Allah (cc) hayattan çıkarırsak Mekkeli müşriklerden ne farkımız kalır? Mekkeli müşrikler de bir olan Allah’a inanıyorlardı. Ama putları aracı kılarak, Allah’ın hayatlarına karışmalarını istemiyorlardı.
  • Önce nefis tutsaklığından çıkıp, imanımızı yüreğimize hâkim kılmak lazım. Yeniden bir diriliş için, önce kendimizi fethetmeliyiz. Söyler misiniz namazını kılmayan, dini sorumluluklarını yerine getiremeyen birisi nasıl Filistinli yetim çocuğun yarasını, hüznünü anlayabilir? Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen bir genç, nasıl olur da dünyanın dört bir yanında yapılan zulümleri, işlenen cinayetleri ciddiye alabilir? Dolayısıyla daha kendimizi fethetmeden, başkalarının fethedemeyeceğimiz gibi o kişilere de zarar veririz. Öncelikle rabbimize beslediğimiz muhabbeti iliklerimize kadar hissetmeliyiz.
  • Sadaka vererek az da olsa öksüz, aç kalmış kardeşlerimizi unutmamalı ve bir gün sorguya çekileceğimizi hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Mustafa İslamoğlu hocam “Verirsen azalır diye mi korkuyorsun, Yoksa sen Allah’ı tanımıyor musun” der. İşte kapitalis düşüncede bu açıklanamaz. Çünkü kapitalizmde ve marksizimde verince azalan bir sermaye “verince artan” bir sermayeyi çözememiştir.
  • Paylaşmaktır Müslümanlık; Müslüman gençliği kısmen tahrip ettiler fakat mağlup edemediler. Bu topraklar her fırsatta mazluma yardım etmişlerdir. Normal bir genç dünyanın gidişatıyla ilgili bir çaba göstermez, depolitiktir fakat bizler unutmayalım ki peygamberin hemşerisiyiz. Bu coğrafyanın insanında fazilet var, basiret var, medeniyet, umut, esenlik var. İşte bunu kaldıramayan şer odakları, her türlü yola başvurarak bizi kendi emelleri dâhilinde kullanmak istiyorlar. Amaçları gençliğin buhranlarda olmasını istemeleri ise de şüphesiz “Allah nurunu tamamlayacaktır”.
  • Dünya coğrafyasının birçok yerinde yapılan küreselleşme gösterilerine, gençler değil yaşlılar katılıyor. Ben tüm Avrupa‘yı ve Ortadoğu’yu gezdim. Yapılan haksızlıklara bizzat gözlerimle şahit oldum. Şu bir gerçek ki, her yere bir kıvılcım sıçramış. Somali’de, Mısır’da’ Lübnan’da özellikle müthiş bir kalkınma var. Müthiş bir dini yaşama/özümseme hareketi var.
  • Bütün dünyanın yükü bu coğrafyanın ve Ortadoğu’nun üzerindedir. Geçmişte de, günümüzde de bu böyle olmuştur ve gelecekte de bu böyle olacaktır. Lakin şaha kalkıp dirilmenin gerçekleşebilmesi için, bizlerin dünya dengelerini ellerinde tutan sistemlerin dışında “var” olabilmemiz şarttır. Her “var” oluş bir “umut”tur.13/05/2008


  • miss5hareketli-dnya.gif picture by rahim_01 ABD'nin İstek ve söylemleri

    , 8/5/2008-Kategori Ahmet GULER - Yorum .. 0 yorumlar

    null.gif null picture by rahim_01 Ahmet GÜLER- Araştırmacı / Yazar

  • Satranç antik çağlarda İran, Arabistan ve Hindistan’da doğmuş bir oyun türü olarak bilinir. Hatta isminin bile anlamı “ 4 taburlu ordu” manasına gelir. Aslında, tam anlamı ile bir savaş oyunudur. Satranç, savaş, strateji, taktik ve tüm savaş alanının tamamını düşünerek ve bütün verileri göz önüne alarak hamle yapmak ve kazanmak sanatıdır.
  • Bu ülkelerden çıkan satranç Bizans ve Avrupa’ya ulaşmış, Mısır ve Kuzey Afrika’yı dolaşmış ve Müslümanların orduları ile ta İspanya’ya varmış ve sonra da bir dünya oyunu haline gelmiş çok değerli bir oyundur.
  • Eski çağlarda devlet adamlarının, komutanların, siyasetçilerin, aydın kesimin bilmesi gereken bir eğitim olarak görülmüş ve kullanılmıştır. Adeta günümüzün, “conflict control ve resolution” yani modern deyimle, “çatışma kontrol ve yönlendirilmesi stratejisi” eğitiminin öncü tatbikatı olarak da düşünülebilir. Satranç, üst seviyeli düşünme, zekâ, taktik ve doğru karara dayanan bir savaş ve kazanma oyunudur.

  • ABD’nin istek ve söylemleri:       

    Bugün ABD bütün dikkatini İran’ın izolasyonuna vermiş durumdadır. Uzun bir süre İran’ın nükleer bir tehdit olarak bütün dünyayı, ama daha çok Orta Doğu’yu ve özellikle de İsrail’i tehdit ettiğini savunmuştur. Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu, tüm nükleer çalışmalar yapan ülkeleri kontrol ettikleri gibi, tesislerini onlara her zaman açan ve üyeleri olan İran’ı da denetlemiş ve İran’ın şu aşamada sadece enerji ihtiyacını karşılamak üzere çalışmalar yaptığını ve bomba üretimi teknolojisinden uzak olduğunu bildirmiştir. Yani İran hakkında “temiz raporu” vermiştir. Hem de bir defa değil, son yıllarda istek üzerine yapılan kontrollerle birçok defa bunu vermiştir.

  • İlk defa dünya ve özellikle Avrupa devletlerini İran’a karşı cephe almaya zorlayan ABD, bu raporlara rağmen ısrarından vazgeçmemiş ve bu sefer de Iran’ın Irak’taki çatışmalara müdahale ettiğini, başta Şii gruplara, daha sonra da bütün direniş guruplarına yardım ettiğini ileri sürerek, bu devletin derhal durdurulması ve nükleer çalışmalarının da bir şekilde yok edilmesi gerektiğinde ısrarcı olmuştur.

  • İsrail de, İran konusunda gerekirse harekete geçeceklerini açıklamıştır. Irak tesislerini vurdukları gibi, burada da ABD yardımı ile gerekeni yapacaklarını söylemişlerdir.

    İran konusu, Amerikan seçimlerine de malzeme olmuş, gerek Cumhuriyetçi McCain ve gerekse Demokratların her iki adayı Barak Obama ve Hillary Clinton, bu konuda daha kararlı ve korkutucu konuşmalar yapabilmek için adeta birbirleri ile yarışmışlardır. Bu arada, Hilary Clinton, “şayet İran İsrail’e saldırırsa, İran’ı “yok” ederiz” diyerek hepsinden öne geçmiştir.

  • İşin en enteresan yönü de ABD ile taraf tutan Avrupa ülkelerinin sanayi ürünleri veya yarı işlenmiş malzemeleri olmasa, İran’ın şu andaki düşük kapasiteye bile ulaşmasının imkânsız olmasıdır. Sonuçta bu bir teknoloji birikimi olup, bu konuda deneyimli AB ülkelerinin yardımı ve malları ile gelişim sağlanmaktadır. İran’ın tehlikeli bir şey yapmayıp, sadece enerji ürettiğine inanan bu Avrupa devletleri, İran’la işbirliğine devam etmektedirler. Yani, AB ülkeleri de oyunu enteresan bir çifte strateji içinde yürütmekte ve bur arada da  İran’a mal satabilmek için birbirleri ile yarışmaktadırlar.

    ABD’nin Asya girişimleri:

    ABD, Asya’daki gelişimlerden oldukça rahatsızdır:

  • Afganistan’da 6 yıldır istediği sonucu alamadığı gibi, bugün kendi adamları olarak bilinen Cumhurbaşkanı Karzai’ye bir suikast düzenlenmiş olup, hayatını zor kurtarmıştır.

  • Pakistan ve Hindistan’ın, İran ile geniş bir petrol-doğalgaz ilişkisine girmesini istemeyen ABD, bunu defalarca her iki ülkeye de bildirmiş olup, onların enerji ihtiyaçları için başka yollar bulmalarını istemiştir. Her ikisinden de aldığı cevap olumsuzdur. Yani hem Pakistan ve hem de Hindistan İran’la işbirliğine devam edeceklerini bildirmiş ve gerekli diplomatik faaliyetlere yoğunluk vermişlerdir.

  •  ABD’yi mutsuz eden diğer bir durum Asya ve dünyada Çin’in ekonomik ve dolayısı ile siyasi gücünün artmasıdır. Çin sadece bununla da kalmayıp, teknik yardım projeleri ile teknik gücünü ve kabiliyetini ispat etmiştir. Bugün İran ve Pakistan arasında yapılmakta olan Guadar serbest ticaret bölgesi ki, petrolün geleceği liman da burasıdır, Çinliler tarafından inşaa edilmektedir

  • Çin’i bu bölgeden uzak tutmaya çalışan ABD, bunda da başarılı olamamıştır.

    Pakistan hudut eyaletlerini pilotsuz uçaklarla bombalaması, eski müteffiki olan Pakistan’a haddinden fazla baskı yapmaya kalkması, adeta Pakistan-Çin ve Pakistan- İran işbirliğini hızlandırmış bulunmaktadır.

  •  Hindistan’a da İran konusunda uyarı yapmaya kalkan ABD, burada da büyük bir sürprizle karşılaşmış ve “bağımsız bir devlet isek, bize kiminle iş yapacağımızı söylemeye veya dikte etmeye kalkışmayınız” kabilinden bir cevap almıştır.

    Kısacası, İran’ı yalnız bırakayım derken, ABD kendisi gittikçe yalnızlığa doğru itilmiş bulunmaktadır.

  • Olayları kontrol edeyim derken,  olaylar tümü ile kontroldan çıkmaya başlamıştır.

    Yani siyasi ve askeri alanda adeta tam bir satranç oyunu cereyan etmektedir ve hamleler gittikçe sertleşmektedir. Asya’dan gelen cevap, beklenmedik manevraların ustaca uygulanması şeklindedir.

  • İran, hem Pakistan ve Hindistan’la işbirliği ve ekonomik çalışmaları garantiye almıştır; hem de ABD’ye NATO genişleme projesinde karşı çıkan Rusya ile bir anlaşma yapmayı becermiştir.

    İran, Avrupa devletleri ile de el altından her türlü alışverişi yürütmekte olup, nükleer çalışmalarını da sürdürmektedir.

  • Afganistan’da ABD safına katılmak isteyenlerin sayısı büyük ölçüde azalmış olup, İngiltere ve Fransa dışında ilave asker göndermeye pek gönüllü çıkmamıştır.

    ABD, Türkmen gazını ve petrolünü Afganistan üstünden Pakistan ve Hindistan yolu ile Hint Okyanusu’na indirmek istemekte olup, bu konuda ikna turlarına çıkmıştır. Ama buna karşın, her iki ülke de bu Amerikan projesini, hem daha pahalı, hem de daha tehlikeli bulmakta olup, İran’la çalışmayı tercih etmektedirler.

  • ABD, Irak’ta belli bir başarıyı da gerçekleştirememiştir. Durum böyle iken, ve dünya kamuoyu her geçen gün İran düşmanlığından uzaklaşırken, ABD’nin İran’a saldırma planlarını konuşması, veya İran’ı nasıl ve ne şekilde vuracağını bu konuda kimlerin kendisine yardımcı olacağını, medyada ilan etmesinin de kime ve neye yararı olacağını anlamak hayli zordur.

    Asya’da oynan tam bir satranç oyunudur ve şu anda “şah”ın kim olduğu ve kimin tarafından “mat” edileceği büyük bir merak konusudur.



  • miss5hareketli-dnya.gif picture by rahim_01 Siyasete su karıştı

    , 26/4/2008-Kategori Ahmet GULER - Yorum .. 0 yorumlar


     null.gif null picture by rahim_01 Ahmet GÜLER / Araştırmacı Yazar

    Suriye’nin Golan tepeleri dıştan boz tepeler gibi görünür, herkes oranın askeri stratejik öneminden bahseder, ama konuşulmayan tek şey, bu tepelerin içinin su dolu olduğudur. İsrail burayı 1967’den beri, yani tam 41 yıldır işgal altında tutmaktadır. Bu bölge tüm barış konuşmalarında konudur, ama sonuçta işgal devam etmekte ve İsrail daima buranın askeri stratejik konumunu vurgulamaktadır. Bu hafta, Birleşmiş Milletler Dünya Sanitasyon haftası sebebi ile yayınlanan Sanitasyon raporunda ve dünya su kaynakları hakkında verilen bilgilere göre, İsrail’in %50 su ihtiyacının buradan, yani Suriye’nin Golan Tepeleri’nden karşılandığı ortaya çıkmıştır.

    İsrail yine 1967’den beri Batı Şeria’yı işgal altında tutmaktadır. Buraya Eski Ahit toprakları demekte, burayı, dini sebepler göstererek, Filistinliler ile paylaşmaktan imtina etmektedir. Filistin ve İsrail arasında çekişme konusu olan bu topraklarda, yine aynı BM raporlarından anlaşılacağı gibi büyük yeraltı su kaynakları bulunmaktadır. Buradan çıkan sular 3 koldan akmakta ve bunun 2 tanesini tamamen İsrail’in yeni yerleşim merkezleri kullanmaktadır. Gazze’ye gidenine de İsrail el koymuş bulunmaktadır.

    Lübnan ile İsrail arasında sınıra yakın Litani nehri bulunur ve yaptıkları son savaşta, Israil Litani nehrine kadar güçlerini dayamaya çalışmış ama sonra geri çekmek zorunda kalmıştır. Su kaynakları en önemli çatışma ve kapışma konusu olmaya devam etmektedir.  

     Türkiye ile Suriye ve Irak arasından uzun yıllardan beri bir su protokolü ve paylaşım idaresi mevcuttur. Türkiye’den çıkıp Mezopotamya’yı sulayan nehirler çıkışından, akışına, denize varışına kadar her yönü ile korunarak kontrol edilmelidir. Hele küresel ısınmanın artık her yerde etkisini hissettirdiği böyle bir dönemde su kaynakları ve su miktarı hayati bir önem arz etmektedir.

    Mısır, Sudan ve Etiyopya arasında paylaşılan Nil nehri bu ülkeler ve burada bugün  yaşayan toplam 167 milyon kişinin ihtiyaçlarını karşılamakta olup 2025 yılında 264 milyon kişinin ihtiyacına cevap verecektir.

    Kıbrıs’ın iki yanı da dışardan su getirmek için girişimlerde bulunmaktadır. Güney Kıbrıs, Yunanistan’dan deniz altından boru hattı ile su getirmeyi veya şileplerle taşımayı düşünürken, KKTC de Türkiye’den ya deniz altı boru hattı ile ya da balonlarla, Tarsus ve Side üzerinden su getirmek için çalışmalar yapmaktadır.

    ABD ile Meksika arasındaki Rio Grand nehri daha şimdiden iki ülke arasında sıkıntı oluşturan çok önemli bir konu haline gelmiştir. Meksika’nın ihtiyacı hızla artmakta ve bu nehre daha çok bağlanmaktadır. Halbuki bu nehrin sularını ABD kendi bahçelerini sulamak için kullanmaktadır. Yakın bir gelecekte durum kritik seviyeye ulaşacaktır.

    Kısacası dünyanın birçok yerinde siyasete ve ilişkilere su karışmış durumdadır.

    Küresel tehlikeye doğru:

    Su ve yeryüzündeki gıda üretimi birbirine çok bağlı olaylardır. İnsanların beslenebilmesi için yetiştirilecek her kilogram buğday, arpa veya pirinç, inanılmayacak kadar çok suya ihtiyaç göstermektedir.(Her kilo buğday için 1000 litre su gerekmektedir.) Dolayısı ile su sadece doğrudan kullanımın yanı sıra gıda yetiştirmek için de çok önemli olan bir unsurdur. Hükümetlerin en önde gelen görevleri de halkına yetecek kadar su ve gıdanın bulunmasını ve bunların eşit ve adil dağılımını temin etmektir.

    Birkaç örnek durumun vahametini anlatmaya yetecektir:

    *Türkiye’nin her yerinde genel olarak toprak altı sularının çekilme olgusu yaşanmakta olup toprak altı suları 2 ila 5 metre arasında daha derine çekilmiştir. Mesela Konya ovasında, son yıllarda sulama çok zorlaşmış ve sulama metodlarında değişiklik yapılarak, damla sulama metoduna geçilmiştir. Aynı şey, Sivas, Malatya, Trakya gibi her yer için geçerli olmaya başlamıştır.

    * Kurak geçen yaz ve kış ayları, azalan kar yağışları (küresel ısınma) toprakların kurumasının yanı sıra toprakların tuzluluk oranlarının da artmasına sebep olmuştur. Bunlar da hasadı etkilemektedir. Daha az verim alınmaktadır.

    * İran’da yer altı su seviyesi 1990’dan sonra 8 metre daha derine çekilmiştir.

    * Yemen’de durum daha da vahim olup her yıl 12 metre daha aşağıya çekilmektedir. Bir yüksek plato üstünde kurulmuş olan başkent Sana’da susuzluk büyüktür. Bazen 1 kilometrelik bir sondajda bile suya ulaşılamamaktadır. Sana’nın başka yere taşınması düşünülmektedir.

    * Ortadoğu ülkelerinin hepsinde durum bu mealdedir.

    * Pakistan, Hindistan ve Afganistan’da da durum ciddi boyutlara erişmiştir.

    * Çin ve özellikle Kuzey Çin platosu yakında büyük kuraklıkla karşı karşıya kalmak üzeredir.

    * Afrika bu konuda en sıkıntılı durumda olandır.

    * Avusturalya ve Yeni Zelanda’da yer altı sularının çekilmesi ve çölleşmenin artması devam etmektedir.

    * ABD’nin güney ve orta bölümlerinde kuraklık etkileri hissedilmeye başlamıştır.

    Çareler ve tedbirler:

    Dünyada yüzey sularının %70’i ziraat için, %20’si sanayi için, %10’u yaşam merkezleri için kullanılmaktadır.

    İşin en korkutucu yönü de maalesef dünya şehirlerinin %95’inin pis atıkları, lağım sularını ve hastane atıklarını doğrudan doğruya, hiçbir arıtmaya tabii tutulmadan taze su nehirlerine boşaltmakta olmalarıdır. Bunların sebep olduğu hastalık ve ölümler korkutucu boyuttadır.

    Diğer bir istatistiğe göre de 1900’lerin başından beri dünya nüfusunun ikiye katlanmış olmasına karşın, insanların su kullanımı tam 6 kat artmış bulunmaktadır.

    Çare olarak hızla:

    * Su ve gıda konusunda toplumları bilgilendirmek gerekmektedir.

    * Suların dikkatle ve tasarrufla kullanılması öğretilmeli ve uygulanmalıdır.

    * Su ve gıda israf edilmemelidir.

    * Su ve gıda yetecek kadar bir nüfus, sağlıklı bir nüfus, kendine iş bularak, kendine bakabilecek bir nüfus, herşeyden mahrum bir kalabalıktan ibaret olan bir nüfusa tercih edilir.

    *Devletin tarım politikaları dikkatle hazırlanmalıdır.

    aa) Burada IMF gibi, Dünya Bankası veya Avrupa Birliği tarım tavsiyeleri gibi dış etkilerle hareket edileceğine, ülkenin gerçek ihtiyaçları göz önünde tutularak plan ve uzun vadeli programlar yapılmalıdır.

    (Başta bulunan hükümetin tarım politikaları yalnış olup 5 yıl içinde Türkiye’yi gıdada dışa bağımlı hale getirmiş bulunmaktadır.)

    bb) Su politikaları BÜYÜK DİKKATLE hazırlanmalı ve Türkiye’nin su ihtiyacı, toprak altı su seviyeleri, toprak tuzlanma hızı ve çölleşme durumları dikkatle incelenmelidir. Çöllenme aynı zamanda büyük oranda, ekilebilir, verimli toprak kaybına da sebep olmaktadır. Buna hızla çare ve çözüm bulunmalıdır. Hükümetin görevi budur, yoksa TMO’nun elindeki gıda stoklarını ucuza satıp bazı şahısların bir sezon içinde milyoner olmasını sağlamak değildir. Yapılan her iş, atılan her adım DİKKATLE, İNCELENEREK VE AKILLICA ATILMALIDIR.

    * Su ve su kaynakları ASLA özelleştirilmemelidir.

    *Türkiye üstünde oynanmak istenen su oyunlarına ve tuzağına düşülmemelidir. AB daha şimdiden GAP sularına (22 baraj ve tüm sulama sistemleri dahil) göz dikmiş olup, bunların kontrolünü ele geçirmek için zemin ve formül oluşturmaktadır. Hatta, daha da ileri gidip, Dicle-Fırat sularından İsrail’in yararlanmasını sağlayacak maddeleri daha şimdiden (2004 AB Türkiye İlerleme Raporundan beri) rapor ve tavsiyeleri içine yerleştirmiştir.

    *Politika ve ekonominin tümüne su karışmıştır. Dikkatli, tedbirli ve hazırlıklı olmamız gerekmektedir.



    miss5hareketli-dnya.gif picture by rahim_01 Bugünün Avrupasında din:

    , 8/4/2008-Kategori Ahmet GULER - Yorum .. 0 yorumlar

     null.gif null picture by rahim_01 Ahmet GÜLER / Araştırmacı Yazar

    Avrupa Birliği’ni meydana getiren devletlerin büyük çoğunluğu laik olarak bilinir. Pek çoğunda da her pazar kiliseye gitmek veye iyi Hıristiyan hayatı yaşamak gibi olgular, günlük yaşamın gerisinde kalmıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı ve onun meydana getirdiği tahribat sonrasında bu durum daha da yaygın hale gelmiştir.

    1990’lardan itibaren etkisi iyice hissedilen “Küreselleşme”nin getirdiği yeni olgular ise ülkelerin geleneksel yaşam tarzlarını bozup, alışkanlıklarını değiştirmiştir. Ülkeler arasında karışık evlilikler artmıştır. Bunların hepsi de, din olgusunu daha da geri bir plana  itmiştir.

    Bütün bu etkilere ve değişimlere rağmen, bugün bir Avrupalı kendisini “Hıristiyan kültürünün” ve “Hristiyan  tarihi mirasının” bir parçası olarak görür ve bunu rahatça savunur. Özellikle, son yıllarda Avrupalı politikacı ve liderler, bunu, yani kendi din ve kültürlerini savunmayı, seçim kampanyalarının bir parçası haline bile getirmişlerdir. Bir kısmı da, açıkça, Türkiye gibi 72 milyonluk bir Müslüman gurubun Avrupa Birliği’ne girmesinin “Avrupa Hıristiyan kültürünü sulandıracağını” ifade edecek kadar ileri gitmişlerdir.

    Kısacası, ortaya çıkan resme bakıldığında, bugün karşımızda:

    * Laik görüntüsüne rağmen, tüm Hıristiyanlık simgelerini bolca ve rahatça taşıyan ve bunları her alandaki modaya aktaran bir Avrupa görmekteyiz.

    * Kişisel olarak dini vecibelerini yerine getirmese bile, politik alanda “Avrupa’nın Hıristiyan kimliğini “ koruyan ve savunan lider tiplerinin ve kanaat önderlerinin hızla arttığını  izlemekteyiz .

    * Laikliği ve kanun devleti olmayı ön planda savunan ve herkese de dayatan AB devletlerinin, AB için bir Anayasa hazırlarken içine “AB’nin dini Hıristiyanlıktır” veya en azından,”Hıristiyan temeller üstüne oturtulmuştur” ibaresinin koymak için büyük mücadele verdiğini görmekteyiz.

    * Hatta bu arada, Papa 16. Benedictus’un da bu konuda ısrarcı olduğunu ve çeşitli ülkeler nezdinde kulis yaptığını bile gözlemlemekteyiz.

    11 Eylül 2001 sonrası değişiklikler: 

    1990’lı yıllarda kısa bir süre için Avrupa, “çok kültürlü, çok dinli ve çok dilli bir birlik” olma yönünde bir gayret göstermiştir. Bosna-Hersek savaşından hemen sonra ortaya çıkan bu tutum, savaşın yaralarını sarmaya ve uzlaşma havası yaratmaya yönelik bir gayret olmuştur. Ama bu günlerde AB içinde aynı havayı bulmak mümkün değildir. Sanki ‘90lı yıllar çok uzaklarda kalmıştır.

    2000’li yıllarda ise dünya olayları büyük ölçüde değişmeye başlamıştır.

    11 Eylül 2001,  New York’ta İkiz Kulelere yapılan saldırı ardından, dünya (Amerika ve Avrupa başta olmak üzere) çok büyük bir değişim süreci içine girmiştir.

    New York saldırısı haberi kendisine verilen başkan Bush’un ilk sözleri: “Haçlı Seferi başlamıştır” olmuştur. Aynen 11. yüzyılda Avrupa krallarının belli bir olaydan sonra, “ Haçlı seferleri başlamıştır; Kutsal toprakları kurtarma zamanı gelmiştir” diye ilan etmeleri gibi. Sonradan danışmanları, “Bush, şunu kastetti, bunu demek istedi” gibisinden olayı telif etmeye çalışmışsalar da, bu pek işe yaramamıştır. Zira, ABD’nin davranışları dünyaya daha güçlü başka bir mesaj vermiştir. Afganistan’ın aylarca bombalanması ve işgali bu İkiz Kule saldırısından hemen sonra başlatılmıştır. Irak işgalini gerektirecek veya izin verecek bir  Birleşmiş Milletler kararı olmamasına rağmen ABD, saldırıyı tek taraflı olarak başlatmış olup Irak işgali beşinci yılını doldurmuş bulunmaktadır. Şimdi, İran’a saldırmak için bir sebep ve uygun bir durum aranmaktadır.

    * Irak’ta, Müslümanlar sadece öldürülmemekte, aynı zamanda birbirlerine düşürülerek, kırdırılmaktadır.

    * Irak’ta sebepli, sebebsiz tutuklamalarla, hapisaneleri dolduran Müslümanlara, kadın, erkek ayırımı yapılmadan büyük eziyet ve işkence yapılmaktadır.

    * Camiler çamurlu çizmelerle girilerek, kirletilmekte, minareler, hedef atış oyunları ile yere indirilmektedir.

    * ABD’de yaşayan Müslüman guruplar büyük bir baskı altında olup, hepsi gözlem altındadırlar. Aralarında vakıf, dernek gibi teşkilat kurmuş olanların paraları bankalarda dondurulmuş ve mal varlıklarına el konulmuş bulunmaktadır.

    * ABD’de de, insanlara, özellikle Müslüman ve Ortadoğulu olanlara, “Typology”, veya tipine bakarak guruplara ayırmak ve bunlara peşin hüküm ve ön yargıyla yaklaşmak artık her gün uygulanan olaylar haline gelmiştir.

    * Şahsi özgürlükler süratle daralmakta, telefonlar dinlenmekte ve kontrol her geçen gün artmaktadır.

    * Benzer uygulamalar İngiltere’de de uygulanmakta ve gün geçtikçe artmaktadır.

    * Fransa, İtalya, Hollanda ve diğer ülkeler de açılan bu yoldan yürümeye başlamışlardır. Her biri içinde kendine has özellikler ve farklılıklar bulunmaktadır. Ama hepsinde ortak olan husus, olayların Müslümanlara karşı yapılması ve İslâm’ın hedef tahtasına oturtulması olmuştur.

    Avrupa’daki gelişmeler:

    * 1992 NATO toplantısından beri, NATO üyeleri olan ABD ve AB devletleri, dağılan Komünist rejim sonrasında artık Kızıl Tehlike yani Komünizmin bittiğine karar vermiş ve bunun yerine Yeşil Tehlike’nin  yani İslâmi tehlikenin konmasını kararlaştırılmıştır. Bu teklifi yapan ve kabul ettiren o zamanın başbakanı Thatcher olmuştur.

    * Fransa’da da Sarkozy, tüm seçim propagandasını, “Müslüman bir Türkiye’nin AB de yeri yoktur”  teması üstünden yürütmüştür. Hâlâ da bunu gerçekleştirecek politikalar üstünde çalışmaktadır.

    * Almanya’da Merkel, Türk ve Müslümanlara karşı bazen ılımlı ama çoğu zaman da olumsuz yaklaşmaktadır. Türklerin aile fertlerinin Almanya’ya girişlerini güçleştirecek yeni GÖÇ kanunları çıkartmakla meşguldür.

    * Avusturya’da sağcı parti liderlerinden bazıları kesin olarak Türk ve Müslümanlara karşı çıkmakta ve hatta “Viyana savaşını boşuna mı yaptık?” gibisinden soru ve tezler ortaya atmaktadırlar. Yani Kanuni Sultan Süleyman devrine kadar giden düşmanlıklarını günümüzde bile diri tutumaya çalışmaktadırlar.

    * Hollanda, Danimarka ve Belçika ise son yıllarda özellikle İslâm’a ve İslâm büyüklerine ve Hz. Peygamberimize dil uzatan resim, karikatür ve filimlerle dünya gündemine yerleşmişlerdir.

    * İtalyan eski başbananı Berlusconi ise Batı medeniyetinin, İslâm medeniyetini yendiği gibisinden laf edecek kadar densiz ve haddini fazlası ile aşan konuşmalar yapmıştır.

    Bütün bunlar Avrupa içindeki değişimin ne kadar derin ve yaygın olduğunu göstermek açısından çok önemlidir.

    Bunların yanısıra, Avrupa’nın birçok ülkesi, hiçbir tarihi çalışma yaptırmadan, hatta kendilerine sunulan dokümanlara bile bakmadan, Türklerin, Ermenilere “soykırım” yaptıklarını kabul etmiş, hatta bu konuda heykellerin yapılmasında destek olmuşlardır.

    Hollanda gibi ülkelerde, son bir iki yıl içinde sıradan siyasi partilere üye olmak isteyen ve yıllardır o ülkenin vatandaşı olarak yaşayan ve orada yetişmiş Türk ve Müslüman soydaşlarımıza, “eğer Ermeni soykırımını kabul ederseniz, listede kalırsınız” diye dayatacak kadar bu işi ileri götürmüşlerdir.

    Bütün bu gelişmelerin kaynağında yatan zehir ve yalnışlığın kökleri ise topraklarımız üstünde yüz yılı aşkın zamandır yapılan misyonerlik çalışmaları, ve misyonerlerin Batı devletlerine gönderdikleri raporlar, tehlikeli işbirlikçiler olup, Türk ve Müslümanların kendi tarihlerini ve kendi değerlerini gerektiği gibi savunamamış olmalarıdır.

    Dünyada büyük bir değişim yaşanmaktadır. Bu gün, Avrupa ve ABD’de, bu bahsedilen kanallardan kaynaklanan gayretlerle İslâm’a karşı bir öfke, bir tepki ve bir İslâm korkusu yayılmaktadır. Buna İslam-a Fobya (İslama Phobia) denmektedir. Kendi kendini üfleyen ve alevlendiren bu İslam-a Fobya, son aylarda çok tehlikeli seviyelere ulaşmış olup, Almanya’da, Hollanda’da Türk ailelerini yakmak, İngiltere’de de aynı şeyi Asyalı Müslümanlara uygulamak şeklinde kendini göstermeye başlamıştır.

    Bu İslama Phobia arkasında çeşitli odaklar vardır ve oluşturulan bu korku dalgasından çeşitli faydalar elde etmeye hazırlanmaktadırlar. Durum son derece vahim olup bütün Müslümanların olayları bilmesi, anlaması, sebeplerini kavraması ve buna karşı tedbirler alması gerekmektedir.

    Bu yazının devamı işte bu tedbirler, yapılacaklar ve bir de aynı alanlarda yeşeren olumlu ve güçlü yeni odakları dikkatlerinize sunacaktır. 08/04/2008



    miss5hareketli-dnya.gif picture by rahim_01 Batılılaştıramadığmız Demokrasimiz.

    , 4/4/2008-Kategori Ahmet GULER - Yorum .. 0 yorumlar

    null.gif null picture by rahim_01 Ahmet GÜLER / Araştırmacı Yazar

    Hikâyenin bitmediği kesin ama nerede ve ne zaman başladığı tartışılıyor. Uzun, yer yer haşmetli bazı mizah yüklü bazen de kan kokan bir hikâye bu. Bizim, “ Batılılaşma” hikâyemizden bahsediyorum.

     

             Şüphesiz başladığımız yerde değiliz. Şüphesiz “ Batı” denilen meçhul bulanık hedefe doğru uzun bir mesafe kat ettik. Dar politikalardan geçtik, uçurumların kenarından dolaştık, uğraştık, didindik. Adam akıllı batılılaştık. “ Elin gâvuru “ diye küçümsediğimiz batılıya hayli benzedik. Batının “ fenn”ini aldık, felsefesini aldık, teknolojisini kullandık. Onun gibi giyindik, onun gibi oturduk – kalktık. Globallen, küçük bir köye dönen dünyada batıya yan dairede oturan komşumuz gibi görmeye başladık. “ Muasır medeniyet seviyesi”ne elimizle dokunacak kadar yaklaştık. Israrla, inatla bu yolda yürüyoruz. Kızıl elmamız Avrupa Birliği; kapıda kovuyorlar bacandan girmeye uğraşıyoruz.

     

             Bu cehdi, bu inadı takdir etmemek mümkün değil.  Göz kamaştırıcı, hayranlık uyandırıcı bir hikâye bu. Bir an Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün elindeki Panama şapkasını sallayarak, “ efendiler, buna şapka derler…” dediği günleri hatırlayalım. Batılaştıramadığımız ne kaldı geride? Laik bir ülkede batıdan aldığımız hukuk normlarıyla, batıda ne varsa bizde de var ederek, tüketerek yaşamıyor muyuz?

     

             Tamamıyla batılı bir eğitimden, “ çağdaş kafalara “ sahip olarak geçmiyor muyuz? Küçük ayrıntılar var: Klasik batı müziği konserlerine, opera ve baleye yeterince izleyici bulamadığımız doğru. Ama daha modern, daha fazla batılı olan Rock, Heavy Metal, Pop müziği türlerinde hiç de geri deliğiz. Batılı gibi düşünen müteşebbislerimiz, sermayedarlarımız var. Bankalarımız, hayır kurumlarımız hatta borsamız bile var. Hatasıyla, sevabıyla ileri noktadayız. Boşanma istatistiklerimiz, uyuşturucu kullanma oranlarımız hızla batılılaşıyor.

     

             Demokrasimiz Siyasal sistemimizi batılılaştıramıyoruz. Batılı normlara, geleneklere oturtamıyoruz Neden?

     

             Bu Sorunun cevabını arayalım.

     

     TÜRK MODERNLEŞMESİ

     

     

             “ Türk Modernleşmesi” adını hak eden, bize özgü bir kimliği, bize özgü toplumsal-siyasal süreçleri ifade eden bir serüvenimiz var.

     

             Bu serüvenin havf ile reca arasında gidip gelen göz kamaştırıcı, parlak bir serüven olduğunu düşünüyorum. Doğu ile Batı arasında bir köprü başında kökleşen bir toplum. Ne tam Doğu, ne tam Batı. Batıyla haşir neşir olarak, hatta Batıyı Bizans’ı yani Doğu Roma İmparatorluğunu içererek. Batıyı Rönesans ve sonrasında yakından takip ederek yüzyıllar geçiren bir toplum. Batıyı sıçrama yaptığı dönemlerde Levantenleri ile Perası ile başkentinde barındıran bir coğrafya. Bu toplum Batı-dışı toplumlar gibi dünyanın kasıp kavuran gelişmelerin dışında kalamazdı. Batı, batı olurken o dünyanın üç-beş devasa imparatorluğunun dan birine sahipti. Batının üstünlüğüne, hegemonyasına teslim olu, kadere rıza gösteremezdi. Aleyhine işleyen dinamikleri terine çevirmek, gerekirse tarihe direnmek; ama mutlaka değişmek zorundaydı. Çünkü elinde bir devlet vardı ve devletsiz yaşamak gibi bir ihtimal ruh dünyasında mevcut değildi.

     

             İdari hamlelerle değişti. Devletini ve kendisini dönüştürdü. Uzayan 19. yüzyıla ve Cumhuriyet’e ve bu gün bulduğumuz yere bakılırsa hamlelerin başarılı olduğunu teslim etmemiz gerekir.

     

    Bu serüveni anlamak için, hiç unutmamamız gereken şey, bu tecrübenin bir devletin çatısı altında, onun hamleleriyle gerçekleştiğidir. Bu tecrübe gerçekten parlak bir tecrübedir. Aynı zamanda, ” Demokrasimiz neden Batılılaşmadı? “ sorunun cevabı da, bu tecrübede saklıdır.

     

             Modernleşme serüveninin bu paradoksal yüzüne yakından bakarak, bu sorunun cevabını arayalım.

     

             TOPLUM YÖNETİLİR

     

             Osmanlılar, çağın sınırlı imkânlarını sonuna kadar zorlayarak merkeziyetçi bir devlet kurdular. Merkez rakipsizdi, muhtemel rakiplerine karşı acımasızdı.

     

             Merkeziyetçiliğin getirdiği bir zaruret vardı: devlet toplumu bütünüyle kontrol altına almak, toplumsal anlamı olan bütün kurumları bünyesinde tutmak; toplumu sevk ve idare edecek enstrümanlara sahip olmak zorundaydı. İktisat tarihçimiz Mehmet Genç, iktisadi alanda geliştirilen bu enstrümanları çarpıcı bir bütünlük içinde bize gösteriyor.

     

             Devlet üretimde ve tüketimde sıkı bir şekilde yürütülen müdahaleciliği; toplumsal dengelerin devamlılığını ve devlet hazinesinin gelirlerini artırmayı gözetiyordu.

     

             Bu üç ilkeyi gözetmek ve gerçekleştirmek bir zorunluluk olduğu gibi, devletin varlık sebebini de kuvvetlendiriyordu.

     

    Toplumsal hiyerarşilere, toplum için kritik kurumlara baktığımız zaman da bütün düzenlemelerin, devletin kontrol ve müdahale imkânlarını genişletecek şekilde olduğu görülür. Her dini gurubu cemaat şeklinde devlet eliyle ifade eden millet sistemi, hiyerarşik olarak devlet tarafından içerilmesini de, toplumsal açıdan bu stratejik kurumun, bir politik enstrümana dönüştürülmesi olarak görmek gerekir.


                             YENİ AVRUPA’NIN KENDİ KÜLTÜR VİZYONU             

                                      BELKİ BİZİMKİNDEN DAHA İYİ.

     

     

             Amerikan Rüyası olarak tabir ettiğimiz düşünce sistemi tarihteki bilinen en büyük başarılardan birinin altını çizer, 200 yıldır devam eden kesintisiz yükselen kültürel tırmanış. Fakat şu an geldiğimiz nokta ne? Bu etkileyici yeni kitabında, sosyal düşünür Jeremy Rifkin sorumluluğa dönen Amerikan Rüyasının artık demode olan geçmiş kültürlere sarılmamızı sağlayan bir olgu olduğunu için tartışır. Aynı anda, Avrupa’dan çıkmakta olan yeni hayat vizyonu; ortak global gelecek için Dünyanın en büyük umudu olabilir. – Editörler

     

             Amerika’yı diğer erken politik deneylerden ayıran en önemli nokta sınırsız umut ve heves,herkes dehşete düşürecek kadar sert bir iyimser düşünce. Bu ülke fırsatlar için adarmış ve sürekli gelişimin sadece ekonomik ilerleme ile anlamlı kılındığına inanmıştır. Bizler zorbalık esaretini üstünden atmış ve hiçbir elit kesim tarafından yönetilmeyi hazmetmeyen bir topluluğuz. Sınıf ayrımcılığından ve aileden gelen statüden uzak duran, demokrasi ruhuna inana ve herkesin kendi erdemleriyle değerlendirilmesi gerektiğine inanan kişileriz.

     

              Amerikalılar çoktandır bizim bu özel durumumuzun farkındadır. Bizce Amerika her insanın daha iyi bir yaşam için tercih ettiği ve sahip olduğu şeyleri riske yeniden başlamak için sığındığı bir limandır.

     

             İşte bu acı gerçek benim Amerikanın artık çok mükemmel bir ülke olmadığını söylememe neden olur. Evet, tarihteki en önemli askeri varlığı ile hala dünyanın en güçlü ekonomisine sahip. Fakat süper devlet olabilmek için iyi bir devlet olmak zorundadır. Amerika’da insanların kültürel formda ve tüketim mallarından zevk aldığı doğrudur. Kıskanılan bir ülke olsa da artık eskisi kadar beğenilmez olmuştur. Bir zamanlar imrenilen Amerikan Rüyası artık alay konusu haline gelmiştir. Yaşam stilimiz artık beğenilmiyor, daha çok demode olarak ve kötüsü korku ve tiksindirici olarak görülüyor.

     

             Amerikan Rüyası bu zenginlik içinde çalışmak isteyen herkese eşit hak vererek şahsi güven kazanmalarını teklif eder. Fakat, bu rüyanın gerçeğe dönüşmesi gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Başarılı olmak için her şeyi yapan Amerikalılara göre piyasa ekonomisi tarafından üst üste yıkılmak ve üzerlerindeki sosyal baskı bu rüyayı zalimce bir oyuna benzetmiştir, aslı olmayan bir efsane. Halen yerli Amerikalar ve yeni gelenler için fırsatlar olabilir, ama 1970’lerin başına kadar Amerikan hayatını yükselten bu özgürlükçü hareket alanı artık mevcut değil. Zengin ve fakir arasındaki uçurum genişledikçe, zengin Amerikalıların kızları ve oğulları çok çalışmadan ve kendileri bir şey yapmadan mutlu olmaya kendilerini alıştırırlar. Tüm sosyal katmanlarda, ilk destekçilerini sürükleyen bu rüya markasını kaybetmektedir. Amerikalıların artık üçte biri Amerikan Rüyasına inanmamaktadır.





    Yorum Yazmadın Nereye Gidiyorsun...


    .



    CANLI MAÇ SONUÇLARI
    { Önceki Sayfa } { Sayfa 1 - 559 } { Sonraki Sayfa }





    Online Hatim İçin Tıklayın


    Veda Hutbesi.


    EY İNSANLAR!
    Sözümü iyi dinleyiniz.
    Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
    İNSANLAR!
    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise,
    bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise,
    bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise,
    canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir,
    her türlü tecâvüzden korunmuştur.
    ASHABIM!
    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız
    ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız.
    Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!
    Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin!
    Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.
    ASHABIM!
    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin.
    Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır.
    Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir.
    Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.
    Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır.
    Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır.
    İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.
    ASHABIM!
    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır.
    Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.
    İNSANLAR!
    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir.
    Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir.
    Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!
    İNSANLAR!
    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim.
    Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz.
    Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.
    Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.
    Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz.
    Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.
    MÜ'MİNLER!
    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.
    O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
    MÜ'MİNLER!
    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz!
    Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir.
    Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir.
    Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...
    ASHABIM!
    Nefsinize zulmetmeyiniz.
    Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
    İNSANLAR!
    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir.
    Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur.
    Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir.
    Zina eden için mahrumiyet vardır.
    Babasından başka bir soy iddia eden soysuz,
    yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör,
    Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın!
    Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.
    İNSANLAR!
    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir;
    hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır.
    Allah yanında en kıymetli olanınız,
    O'na en çok saygı göstereninizdir.
    Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
    İNSANLAR!
    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin,
    bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz."
    (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!

    Şahid ol yâ Rab!

    Şahid ol yâ Rab!












    Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

    TC Kimlik No
    Vergi Kimlik No
    SSK Hizmet Dökümü
    İ nternet Vergi Dairesi
    Motorlu Taşıtlar Vergisi
    Telefon Rehberi
    ÖSYM Sınav Sonuçları
    KPSS Sonuçları
    KPDS Sonuçları
    Diğer Sınav Sonuçları
    ÖSYM Sınav Takvimi
    Milli Eğitim Bakanlığı
    Üniversiteler
    Sağlık Bakanlığı
    Emekli Sandığı
    Ssk
    Adalet Bakanlığı
    Emniyet Genel Müdürlüğü
    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
    Bakanlıklar
    Valilikler
    Belediyeler
    Kaymakamlıklar
    Silahlı Kuvvetler
    Sivil Toplum
    Elçilik - Konsolosluklar
    Avrupa Birliği
    K.K.T.C .
    Turizm
    Son Depremler